Blog
İnsanlara Ne Öğretebilirim?
Psikolojik Danışman
Dünya Sarıtaşİnsan ilişkilerinde en sık yapılan hatalardan biri, “öğretme” niyetiyle yaklaşırken
farkında olmadan karşı tarafın alanına müdahale etmektir. Oysa kimse doğrudan
öğretilmek istemez. İnsan, kendi deneyimiyle anlamlandırdığı şeyi sahiplenir. Bu
yüzden bütün ilişki türlerinde asıl mesele öğretmek değil, ilham vermek ve alan
açmaktır.Gerçek etki, söylenenlerden çok yaşananlardan doğar. Bir insana disiplin
anlatabilirsin ama düzenli bir yaşam sürdüğünü gördüğünde o kişi zaten bunun
mümkün olduğunu fark eder. Duygusal farkındalıktan bahsedebilirsin ama kendi
duygularını ifade edebildiğini gördüğünde, o davranış bulaşıcı hale gelir. İnsanlar
anlatılanı değil, gördüğünü içselleştirir.Bu noktada en güçlü yöntem, deneyim paylaşımıdır. “Bunu yapmalısın” demek
yerine, “ben bunu denedim ve bana iyi geldi” demek çok daha etkili bir iletişim kurar.
Çünkü bu yaklaşım yargı içermez, dayatma içermez. Karşı tarafa seçim hakkı tanır.
Ve insanlar seçim yapabildikleri yerde değişime daha açıktır.Bir diğer önemli nokta ise soru sormaktır. Doğru sorular, doğru cevaplardan daha
değerlidir. “Neden böyle hissediyorsun?” yerine “Bu durum sende ne uyandırıyor?”
gibi sorular, kişinin kendini keşfetmesini sağlar. Bu da öğrenmenin en kalıcı halidir.
Çünkü kişi cevabı dışarıdan almaz, kendi içinden bulur.İlişkilerde gelişim yaratmak istiyorsan, birlikte deneyim oldukça güçlü bir yoldur.
Birlikte spor yapmak, bir kitap üzerine konuşmak, yeni bir alışkanlık denemek…
Bunlar, teorik bilgiden çok daha etkili bir öğrenme alanı yaratır. Çünkü paylaşılan
deneyimler, ilişkileri derinleştirirken dönüşümü de doğal bir sürece bırakır.Burada dikkat edilmesi gereken en önemli şey, “öğreten kişi” rolüne girmemektir. Bu
rol, çoğu zaman mesafe yaratır ve karşı tarafta savunma oluşturur. Onun yerine “ben
de öğreniyorum” diyen bir yerde durmak, hem samimiyeti korur hem de karşılıklı
gelişimi mümkün kılar.Sonuç olarak, insanlara öğretebileceğin en değerli şey; bir bilgi değil, bir bakış
açısıdır. Kendinle kurduğun ilişki, hayata yaklaşımın, sınırların, alışkanlıkların…
Bunların hepsi zaten birer öğretidir. Sen bunları gerçekten yaşadığında, anlatmana
gerek kalmadan etkini gösterirsin.Çünkü bazı şeyler anlatılarak değil; farkındalık yaratarak, hissettirerek öğretilir.
Psikolojik Danışman
Dünya Sarıtaş
İlişkilerde Tekrarlayan Döngüler ve Aile Danışmanlığının Rolü
Psikolog/Aile Danışmanı
Emek EryılmazGünümüzde birçok kişi ilişkilerinde benzer sorunları tekrar tekrar yaşadığını fark eder.
“Neden hep aynı tartışmayı yapıyoruz?” ya da “Bu döngüden neden çıkamıyoruz?” gibi
sorular aslında ilişkilerde görünmeyen bir yapıya işaret eder: tekrar eden ilişki döngüleri.İlişkilerde yaşanan problemler çoğu zaman tek bir olaydan değil, tarafların birbirine verdiği
tepkilerin süreklilik kazanmasından oluşur. Örneğin; bir tarafın eleştirel yaklaşımı, diğer
tarafın geri çekilmesine yol açabilir. Bu geri çekilme ise daha fazla eleştiriyi tetikleyerek
zamanla bir kısır döngü oluşturur. Bu döngüler çoğu zaman fark edilmeden sürer ve ilişkiyi
yıpratır.Aile danışmanlığı tam da bu noktada devreye girer. Danışmanlık süreci, tarafları
“haklı–haksız” çerçevesinde değerlendirmek yerine, ilişkinin dinamiklerini anlamaya
odaklanır. Bu süreçte bireyler, yalnızca yaşadıkları problemi değil; o probleme nasıl katkı
sunduklarını da fark etmeye başlar.Çoğu zaman bireyler, geçmiş deneyimleri ve bağlanma biçimleri doğrultusunda benzer
davranış kalıplarını sürdürür. Örneğin; terk edilme kaygısı yaşayan bir kişi, partnerini kontrol
etmeye yönelebilir. Bu durum karşı tarafta baskı hissi oluşturur ve uzaklaşmaya neden
olabilir. Böylece kişi, korktuğu durumu farkında olmadan yeniden üretmiş olur.Aile danışmanlığı süreci, bu farkındalığı artırarak bireylere yeni bir bakış açısı kazandırır.
Danışanlar zamanla duygularını daha sağlıklı ifade etmeyi, ihtiyaçlarını açıkça dile getirmeyi
ve partnerlerini bir “rakip” değil, “aynı takımın bir parçası” olarak görmeyi öğrenir.Sonuç olarak, ilişkilerde çözüm çoğu zaman tartışmaları kazanmaktan değil, bu tekrar eden
döngüleri fark edip değiştirebilmekten geçer. Aile danışmanlığı, bireylere bu döngüleri görme
ve dönüştürme fırsatı sunarak daha sağlıklı ve dengeli ilişkilerin kapısını aralar.
Psikolog/Aile Danışmanı
Emek Eryılmaz
Fresh Start Etkisi: Neden Pazartesileri Bu
Kadar Önemsiyoruz?Psikolojik Danışman
Öykü UncuHer yeni hafta, her yeni ay, yılbaşı ya da doğum günü… Birçoğumuz bu günleri “yeni bir
sayfa açma” fırsatı olarak görüyoruz. Pazartesiler diyetlerin başladığı, yeni yılın ilk günü
hayat planlarının yapıldığı, doğum günlerinin ise “yeni bir yıl, yeni bir ben” sözleriyle
kutlandığı özel tarihlere dönüşüyor.Peki neden bu kadar çok kişi belirli günleri romantize edip “milat” haline getiriyor? Bunun
ardında hem psikolojik hem de kültürel sebepler var.Fresh Start Effect: Beynin Yeni Başlangıçlara Duyarlılığı
Psikolojide buna “fresh start effect” (taze başlangıç etkisi) deniyor. İnsan zihni,
takvimdeki dönüm noktalarında geçmişi geride bırakmaya ve yeni bir sayfa açmaya daha
yatkın oluyor. Yılbaşı kararları, pazartesi sabahları, doğum günleri ya da mevsimgeçişleri zihnimiz için adeta bir “sıfırlama butonu” işlevi görüyor. Bu yüzden insanlar
sıradan bir günü değil de özel bir tarihi seçerek değişime başlamak ister.Yeni Başlangıçların Çekiciliği
Bu özel günlerin cazibesi inkâr edilemez. İnsana bir motivasyon patlaması yaşatır,
planlar yapmaya ve hedefler belirlemeye sevk eder. Ajandaların açılması, yeni düzenler
kurulması, temiz bir sayfa açıldığı hissi… Bunların hepsi ruhu besleyen ve kişiye kontrol
duygusu veren şeylerdir. Hatta çoğu zaman bu ritüeller, hayatın karmaşası içinde ipleri
eline alıyormuş gibi hissettirir.Tatlı Bir Tuzak Olabilir
Ama işin bir de diğer tarafı vardır. Pazartesiyi ya da yeni yılı beklemek çoğu zaman
gerçek değişimi ertelemekten öteye gitmez. “Bugün planım bozuldu, haftaya tekrar
başlarım” düşüncesi kişiyi kısır bir döngüye sokabilir. Büyük ve gerçekçi olmayan
hedefler kısa sürede bozulduğunda hayal kırıklığı kaçınılmaz olur. Bazen de işin kendisi
yerine hazırlık romantizmi ön plana çıkar; ajandalar, renkli kalemler ve süslü planlarla
oyalanılır ama eyleme geçilmez. Daha da önemlisi, insan sadece bu özel tarihlerde
motive olmayı öğrenirse, içsel motivasyonu güçlenmeyebilir ve böylelikle değişim
sürdürülebilir hale gelmez.Sonuç: Takvimin Sihri Güzel, Ama Abartmamak Gerek
Yeni başlangıçları romantize etmek insana umut ve güç verir. Pazartesiler, yeni yıllar ya
da doğum günleri… Hepsi hayatımıza anlam katmak için güzel fırsatlardır. Ancak gerçek
dönüşüm için sadece bu günleri beklemek yeterli değildir. Asıl güç, sıradan bir günde bile
yeni bir sayfa açabilmektir. Çünkü değişim için en iyi zaman aslında hep “şimdi”dir.
Psikolojik Danışman
Öykü Uncu
Psikolojik Anlamda Güçlü Olmak: Zor Zamanlarda Ayakta Kalabilmek
Psikolojik Danışman
Beste TaşHayat hepimizin önüne zaman zaman beklenmedik sınavlar çıkarır. Kimi zaman bir kayıp, kimi zaman bir hayal kırıklığı, bazen de uzun süren belirsizliklerle karşılaşırız. Bazı insanlar bu dönemlerden daha çabuk toparlanırken bazıları daha uzun süre zorlanır. Peki aradaki fark nedir? “Psikolojik olarak güçlü olmak” tam olarak ne anlama gelir?
Psikolojik güç, duygusuz olmak ya da hiçbir şeyden etkilenmemek değildir. Aksine, zor duygularla karşılaştığında dağılmadan kalabilmek, düşsen bile yeniden ayağa kalkabilmek demektir. Psikoloji literatüründe bu beceri çoğunlukla “psikolojik dayanıklılık” olarak tanımlanır.
Psikolojik Dayanıklılık Nedir?
En sade haliyle psikolojik dayanıklılık; stres, travma, kayıp ya da yoğun baskı gibi zorlayıcı yaşam olayları karşısında uyum sağlayabilme ve toparlanabilme kapasitesidir. Bu, hayatın zorluklarını inkar etmek değil; onları kabul ederek içsel bir denge kurabilmektir.
Araştırmalar gösteriyor ki dayanıklılık doğuştan gelen sabit bir özellik değildir. Öğrenilebilir, geliştirilebilir ve güçlendirilebilir bir beceridir. Yani “Ben zaten hassas biriyim, güçlü olamam” düşüncesi gerçeği yansıtmaz. Dayanıklılık bir kişilik etiketi değil, bir süreçtir.
Güçlü İnsanların Ortak Özellikleri
Psikoloji alanında yapılan çalışmalar, psikolojik olarak güçlü bireylerde bazı ortak özelliklerin öne çıktığını gösteriyor.
1. Gerçekçi İyimserlik
Pozitif psikolojinin öncülerinden biri olan Martin Seligman, iyimserliğin zor zamanlarla başa çıkmada önemli bir rol oynadığını vurgular. Ancak burada söz edilen, Pollyannacılık değildir. Gerçekçi iyimserlik; sorunu inkar etmeden, “Bu durum geçici olabilir” diyebilme becerisidir.
Psikolojik olarak güçlü kişiler, yaşadıkları olumsuzlukları kalıcı ve kişisel bir başarısızlık olarak görmek yerine, değiştirilebilir ve sınırlı durumlar olarak değerlendirme eğilimindedir.
2. Öz Yeterlilik İnancı
Albert Bandura’nın ortaya koyduğu “öz yeterlilik” kavramı, kişinin kendi becerilerine duyduğu inancı ifade eder. Zor bir durumla karşılaşıldığında “Bununla baş edebilirim” diyebilmek, gerçekten baş etme ihtimalini artırır.
Bu inanç sihirli bir düşünce değildir; geçmişte başardığımız küçük deneyimlerden beslenir. Küçük başarılar, büyük krizler karşısında içsel dayanak noktaları oluşturur.
3. Duygusal Esneklik
Psikolojik güç, duyguları bastırmak anlamına gelmez. Tam tersine, duyguları fark etmek ve düzenleyebilmekle ilgilidir. Üzüntüyü inkar etmek yerine kabul edebilmek, öfkeyi zarar vermeden ifade edebilmek dayanıklılığın önemli parçalarındandır.
Duygusal esneklik, “Şu an zorlanıyorum ama bu duygu sonsuza kadar sürmeyecek” diyebilmektir. Bu bakış açısı, kişinin yaşadığı deneyimi daha yönetilebilir hale getirir.
4. Sosyal Destek
Hiç kimse tek başına güçlü olmak zorunda değildir. Araştırmalar, güçlü sosyal bağların psikolojik dayanıklılığı önemli ölçüde artırdığını göstermektedir. Güvendiğimiz birine içimizi dökebilmek, anlaşıldığımızı hissetmek, stresin beden üzerindeki etkisini bile azaltabilir.
Psikolojik güç bazen yardım isteyebilme cesaretidir.
Zorluklardan Güçlenerek Çıkmak Mümkün mü?
Travma sonrası süreçlerle ilgili çalışmalar, bazı insanların zor deneyimlerden sonra sadece toparlanmakla kalmayıp gelişim gösterebildiğini ortaya koymuştur. Bu durum literatürde “travma sonrası büyüme” olarak adlandırılır.
Bu, yaşanan acının iyi olduğu anlamına gelmez. Ancak kişi yaşadığı deneyimi anlamlandırabildiğinde; değerlerini yeniden gözden geçirebilir, ilişkilerini derinleştirebilir ve yaşam önceliklerini değiştirebilir. Bazen en kırılgan hissettiğimiz dönemler, en fazla içgörü kazandığımız zamanlara dönüşebilir.
Psikolojik Güç Nasıl Geliştirilir?
Psikolojik dayanıklılık kas gibi düşünülebilir; kullanıldıkça güçlenir.
• Düşünceleri Fark Etmek
Zor bir olay yaşadığımızda zihnimiz otomatik olarak bazı yorumlar üretir: “Ben yetersizim”, “Hep böyle oluyor”, “Hiçbir şey düzelmeyecek.” Bu düşünceler çoğu zaman gerçeğin kendisi değil, zihnin yorumudur.
Bilişsel farkındalık geliştirmek; düşünce ile gerçeği ayırt edebilmek, psikolojik gücün temel adımlarından biridir.
• Kontrol Alanını Ayırt Etmek
Her şeyi kontrol edemeyiz. Ancak tepkilerimizi kontrol edebiliriz. Güçlü insanlar enerjilerini değiştiremeyecekleri şeylere değil, etkileyebilecekleri alanlara yönlendirirler. Bu yaklaşım çaresizlik hissini azaltır.
• Anlam İnşa Etmek
Yaşanan zorlukların içinde bir anlam aramak, dayanıklılığı artırır. “Bu deneyim bana ne öğretti?” sorusu, mağduriyet duygusunu dönüştürebilir. Anlam, acıyı silmez; ama onu taşınabilir kılar.
• Bedeni İhmal Etmemek
Uyku, beslenme ve hareket psikolojik sağlamlığın temelidir. Kronik stres altında beden alarm durumuna geçer. Düzenli hareket ve yeterli uyku, sinir sistemini dengelemeye yardımcı olur.
Güçlü Olmak, Sert Olmak Değildir
Toplumda bazen güçlü olmak, duygusuz olmakla karıştırılır. Oysa psikolojik güç, kırılganlığı inkar etmek değil; kırılganlıkla barışabilmektir. “Evet, zorlanıyorum” diyebilmek bir zayıflık değil, içsel farkındalıktır.
Gerçek dayanıklılık, hayatın fırtınalarında hiç savrulmamak değil; savrulurken köklerini kaybetmemektir.
Psikolojik Güç Bir Yolculuktur
Psikolojik olarak güçlü olmak bir varış noktası değildir. Hayat boyu devam eden bir öğrenme ve uyum sürecidir. Bazen çok sağlam hissederiz, bazen daha kırılgan. Bu dalgalanma insan olmanın doğasında vardır. Önemli olan, zor zamanlarda kendimize şu soruyu sorabilmektir:
“Şu an elimden gelen en sağlıklı adım ne?”Psikolojik dayanıklılık; mükemmel olmak değil, esnek olabilmektir. Düşmek değil, düştükten sonra kendimize nasıl davrandığımızdır. Ve belki de en önemlisi, kendimize karşı şefkatli kalabilmektir. Çünkü gerçek güç, içimizdeki sesi susturmak değil; onu anlayabilmektir.
Psikolojik Danışman
Beste TaşKAYNAKÇA
Bandura, A. (1997). Self-efficacy: The exercise of control. New York: Freeman.
Bonanno, G. A. (2004). Loss, trauma, and human resilience: Have we underestimated the human capacity to thrive after extremely aversive events? American Psychologist, 59(1), 20–28. https://doi.org/10.1037/0003-066X.59.1.20
Masten, A. S. (2001). Ordinary magic: Resilience processes in development. American Psychologist, 56(3), 227–238. https://doi.org/10.1037/0003-066X.56.3.227
Seligman, M. E. P. (1990). Learned optimism. New York: Knopf.
Seligman, M. E. P. (2011). Flourish: A visionary new understanding of happiness and well-being. New York: Free Press.
Southwick, S. M., & Charney, D. S. (2018). Resilience: The science of mastering life’s greatest challenges (2nd ed.). Cambridge University Press.
Tedeschi, R. G., & Calhoun, L. G. (2004). Posttraumatic growth: Conceptual foundations and empirical evidence. Psychological Inquiry, 15(1), 1–18. https://doi.org/10.1207/s15327965pli1501_01
American Psychological Association. (2014). The road to resilience. Washington, DC: Author.